top of page
Ara
  • Burcu Üçok Kenaroğlu, LL.M.

Muris Muvazaasında Mal Kaçırma Kastının Önemi

Güncelleme tarihi: 4 Oca

18/12/2023


MURİSİN, TAPULU TAŞINMAZINA İLİŞKİN OLARAK MİRASÇILARINDAN BİRİSİ LEHİNE YAPTIĞI TASARRUFU, HER ZAMAN MURİS MUVAZAASI OLARAK NİTELENDİRİLEBİLİR Mİ?

 

Murisin vefatından sonra mirasçıları arasında, muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil talepli davalara ülkemizde çok sık rastlanmaktadır. Halk arasındaki genel kanı, murisin ölmeden önce yapmış olduğu tapulu taşınmazlara ilişkin tüm tasarrufların, mirasçılarından mal kaçırma kastıyla yapıldığı ve bu sebeple iptal edilebileceği yönündedir. Bununla birlikte mevzuat ve Yargıtay içtihatları kapsamında, yapılan işlemin her zaman iptal edileceğini söylemek hukuken doğru değildir. İşte bu makalemizde, uygulamada hangi hallerde muris muvazaasından söz edilemeyeceğini Yargıtay Kararları ışığında değerlendirmeye çalışacağız.

 

Muvazaa

Sözleşme hukukunda muvazaa, mutlak ve nisbi muvazaa olmak üzere ikiye ayrılır. Mutlak muvazaada taraflar, üçüncü kişileri yanıltmak, aldatmak amacı ile gerçek iradelerini yansıtmayan ve aralarında sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak hususunda anlaşırlar. Nisbi muvazaada ise taraflar gerçek iradelerine uygun olarak yaptıkları sözleşmeyi, iradelerine uymayan görünüşteki bir başka sözleşme ile gizlemektedirler. Nisbi muvazaada ilke olarak görünüşteki işlemin altına saklanan ve tarafların içerik ve sonuçları ile birlikte gerçekleştirmek istedikleri işlem (gizli sözleşme) geçerlidir. Bir örnekle açıklamak gerekirse, murisin gerçekte mal bağışlamak istediği mirasçısına satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile devrettiği tapulu taşınmaza ilişkin muris muvazaasında; görünüşteki sözleşme satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi iken, gizli sözleşme ise bağış sözleşmesidir.

 

Ancak nisbi muvazaada gizli işlem şekle bağlı ise ve bu gizli işleme ilişkin irade açıklamaları şekle uygun değilse görünüşteki işlem tarafların iradelerini yansıtmadığından herhangi bir sonuç doğurmadığı gibi, gizli işlem de şekle aykırılık nedeniyle geçersizdir. Bu husus Yargıtay’ın birçok kararında belirtilmiştir. Nitekim konuya ilişkin bir kararında Yargıtay şu ifadelere yer vermiştir: “... Şu hâlde, özellikle mevsuf (nispi) muvazaada ilke olarak görünüşteki işlemin altına saklanan ve tarafların içerik ve sonuçlarıyla birlikte gerçekleştirmek istedikleri işlem (gizli sözleşme) geçerlidir. Bu geçerliliğin, tarafların gerçek ve uygun iradelerinin bu yolda olmasından kaynaklandığı ve onun, muvazaalı hukuki işlemin altına gizlenmiş olmasının, ilke olarak geçerliliğini etkilemediği her türlü duraksamadan uzaktır. Ne var ki; muvazaada, gizli işlem şekle bağlıysa ve bu gizli işleme ilişkin irade açıklamaları şekle uygun yapılmamışsa, görünüşteki işlem yapılırken yasaların öngördüğü şekle uyulmuş olması, gizli işlemdeki aykırılığı gidermez. Bu durumda, görünüşteki işlem tarafların gerçek iradelerini yansıtmadığından herhangi bir sonuç doğurmadığı gibi, gizli işlem dahi şekle aykırılıktan dolayı geçersizdir.”

 

İşbu makalenin konusu teşkil eden muvazaalı sözleşmelerin konusunun, tapu sicilinde kayıtlı taşınmazlar olduğunu bir kez daha vurguladıktan sonra, muvazaalı bir sözleşme ile yapılan taşınmaz temlikinde, yapılan tescilin yolsuz tescil durumunda olduğunu belirtmek isteriz. Zira bilindiği üzere, tapu siciline yapılan tescilin hukuken geçerli bir sebebe dayalı olması gerekir.

 

Muvazaa İddiasının İspatı

 

Kural olarak muvazaalı olduğunu iddia ettikleri işleme taraf olmayanlar, yani üçüncü kişiler, muvazaa iddiasını tanık dahil her türlü delille ispat edebiliriler.  Yalnız, işleme taraf olmayanlar tarafından ileri sürülen muvazaa iddiasının ispatında yemin delilinin kullanılması mümkün değildir. Burada diğer önemli bir ayırım olarak: mirasçıların miras bırakanın hakkına dayalı olarak davacı olup de sözleşmenin tarafıymış gibi muvazaa iddiasında bulundukları hallerde, üçüncü kişi sayılmayacaklarını belirtmek gerekir.

 

Diğer taraftan, muvazaalı olduğu iddia olunan hukuki işlem, adi senede veya  resmi senede bağlanmışsa, bu işlemin tarafları ve mirasçıları muvazaa iddiasını artık tanık ile ispat edemez, bunun yerine Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (“HMK”) 201. maddesi uyarınca iddiasını, adi veya resmi bir senetle ispat etmesi gerekir.

 

Muris Muvazaasında Murisin Mal Kaçırma Kastı

 

Yukarıda da belirttiğimiz üzere, muris muvazaası, bir nisbi muvazaa niteliğindedir. Mirasçının aldatılması, yani mirasçıdan mal kaçırılması amaç edinilmiştir.

 

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2011 tarihli bir kararında: “... Görünüşteki sözleşmenin vasfı, tamamen değiştirildiğinden muris muvazaası aynı zamanda tam muvazaa özelliği de taşır...Muris muvazaası ile taraf muvazaası arasında kasıt yönünden farklılık vardır. İlkinde, mirasçıları, diğerinde ise üçüncü kişileri aldatma ve zarara uğratma kastı vardır. Bu sebeple muris muvazaasında, murisin mirastan mal kaçırmak amacıyla hareket edip etmediği önemlidir.” ifadelerine yer vermek suretiyle muris muvazaasını genel muvazaadan ayıran unsurun, mirasçıları aldatma kastı yani mirasçılardan mal kaçırma kastı ile yapılması olduğunu ifade etmiştir.

 

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2022 tarihli çok yeni tarihli bir kararında da: “... Muris muvazaasına dayalı olarak açılan davalarda ispat yükü muvazaanın varlığı iddia eden tarafa aittir. ...miras bırakanın yaptığı temlikteki gerçek irade ve amacının mirasçıdan mal kaçırmak olduğunu, bu hususu ileri süren davacı taraf kanıtlamalıdır. ... Ancak bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün, diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. ... Dosya kapsamı ve dinlene tanık beyanlarına göre; miras bırakanın temlik tarihinde 65 yaşında olduğu ve eşi ile birlikte dava konusu bağımsız bölümün bulunduğu apartmanda farklı bir dairede yaşadığı, devir tarihinde miras bırakan ile davacılar arasında küslük, dargınlık gibi soğuk bir beşerî ilişkinin bulunmadığı, böyle bir durumun davacılar tarafından da iddia edilmediği, aksine miras bırakanın tüm mirasçılarına karşı aynı mesafede olduğu anlaşılmaktadır. ...Diğer yandan, davalı vekilinin cevap dilekçesinde miras bırakanın ölümü ile geriye bir ve iki numaralı bağımsız bölümleri bıraktığını iddia ettiği, davacı tarafın cevaba cevap dilekçesinde buna karşı çıkmadığı, miras bırakanın mal kaçırma amacı ile hareket etmesi halinde anılan bağımsız bölümleri de devredebileceği, ancak bu şekilde hareket etmediği ortadadır.” şeklinde gerekçeye yer verdiği ve miras bırakanın mirastan mal kaçırma amaçlı temlik yapıldığının davacı tarafça ispatlanmadığına karar verilmiştir.

 

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2019 yılında vermiş olduğu bir kararında ise: “...davalının paylaştırma savunmasının üzerinde durularak miras bırakanın paylaştırma amacıyla hareket edip etmediğinin duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi, diğer mirasçılara verilmiş başka taşınmazlar olup olmadığının araştırılması, miras bırakan tarafından davalıya temlik edilen dava konusu taşınmazlardan farklı taşınmazlar olup olmadığı da araştırılarak varsa miras bırakanın vasiyetnamesinin temin edilmesi, toplanan ve toplanacak tüm deliller değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi...” ifadeleri ile murisin temlik sırasındaki amacının önemi vurgulanmıştır.

 

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2022 tarihli bir kararında da: “... Dinlenen davacı tanıklarından hiçbiri çekişmeli temlikin mirastan mal kaçırma amaçlı yapıldığını ifade etmemiştir. ... Dosya kapsamından miras bırakan ile davacı kızı arasında temlik tarihinde mal kaçırmayı gerektirecek herhangi bir husumet ortaya konulmamıştır. Yine dava konusu taşınmazın geldisi olan parselden davacının da içinde bulunduğu Mehmet mirasçıları tarafından o dönemde davalıya bir kısım yer verildiği anlaşılmıştır. ... Yukarıda anılan tüm hususlar birlikte değerlendirildiğinde, eldeki davada ispat yükü kendisinde olan davacı tarafın miras bırakanın çekişmeli temlik ile mirastan mal kaçırma amacıyla hareket ettiğini kanıtlayamadığı anlaşıldığından, davanın reddine karar verilmelidir.” şeklinde hüküm kurmuştur.

 

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi de 2018 tarihli bir kararında, mal kaçırma amacı taşıyan bir kişinin mal kaçıracağı mirasçıya hiçbir şey vermeme iradesi ile hareket edeceğinin kabulü gerektiğini ifade etmiştir.

 

Yukarıda özetler halinde ve ancak bir kısmına yer verebildiğimiz içtihat kararları, muris muvazaasına konu tapu iptal ve tescil davalarında murisin, mirasçılarından mal kaçırma kastı ile hareket ettiğinin ispatının önemini ortaya koymaktadır. Bunun gibi, murisin sağlığında mal varlığının tamamını veya bir kısmını, mirasçıları arasında fiilen ve adil ölçüler içerisinde paylaştırdığı hallerde de murisin mal kaçırma iradesinden söz edilemeyeceğine ilişkin çok sayıda yerleşik içtihat mevcuttur.

 

Kuşkusuz, her somut olayın özelliklerine göre hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerin yapılması gerektiğini unutmamak gerekir.

 

Konu hakkında daha fazla bilgi ve sorularınız için büromuzla iletişime geçebilirsiniz.

 

Saygılarımızla,

Av. Burcu Üçok Kenaroğlu, LL.M.

14 görüntüleme0 yorum
bottom of page